Seni Düşünüyorum – Nâzım Hikmet



Türkiye Komünist partisi, 
                 T.K.P.'m benim,
                        seni düşünüyorum.
Sen dünümüz, bugünümüz, yarınımızsın,
en büyük ustalığımız,
                   en ince hünerimizsin.
Sen aklımız, yüreğimiz ve yumruğumuzsun.
Dünyada bir anlı şanlı soyun var :
sen küçük kardeşisin V.K.P. (B)'nin.
Sen bana bugün
           mübarek alnımdaki yara yerinle
ve işçi bileklerinde zincir izleriyle göründün, 
yürüyorsun dimdik, pırıl pırıl.
Ömrümde yalnız seninle 
         ve senin safında olmakla övündüm. 


Bacımınkiler gibi gök gözlü şehrim,
                      İstanbul'um
                         seni düşünüyorum.
Oturmuşum deniz kıyısına, 
bakıyorsun limana gelen Amerikan zırhlısına.
Hastasın, açsın, öfkelisin.
O da bakıyor sana,
hem de nasıl,
efendinmiş,
       patronunmuş,
             sahibinmiş gibi itoğlu it.


Bozkırdaki tarlalar sizi düşünüyorum.
Belki karasapanla sürülürdünüz,
kavruk olurdu ekininiz,
kavruktu mavruktu, buğday idi ya,
Amerikan şimdi beton dökmüş oraya,
ölüme uçak alanı yapmış sizi.


Uzun uzun şoseler sizi düşünüyorum.
Üstünüzden kervan geçmez, kuş uçmaz,
ölmeğe, öldürmeğe gidilir yalnız.


Seni düşünüyorum tornacı Rahmi.
Belki bu sabah basıldı evin,
belki şimdi Birinci Şubedesin,
kolların kelepçeli arkadan,
                kan içinde yüzün gözün.
Biliyorum söyletemezler :
''Barış Yolu'' dergisini kimden alıp dağıttığını.


Seni düşünüyorum Hasan oğlu Hüseyin.
Mangalardan birinin bilmem kaçıncı eri.
Selâm vermedin diye, çipil teğmen,
             basıyor tokadı sana.
Sen sımsıkı duruyorsun,
             yüzünde beş parmağın yeri.
Biliyorum, Hasan oğlu Hüseyin
kaçacaksın,
      katletmiye gitmiyeceksin
                Korede kardeşleri.


Seni düşünüyorum Hatçe kadın.
İnsandan çok arık toprağa benziyorsun,
               hayır topraksızlığa.
Beş çocuk doğurdun, üçü öldü.
Fakir köy halkını peşine taktın,
         gidiyorsun zaptetmeğe
           süngülerin ardındaki bey toprağını.


Üniversiteli kız seni düşünüyorum.
İçerdesin bir yıldır,
en az üç yıl verecekler.
Bana bir şiirimi okumuştun,
sesin kulağımda hâlâ.


Seni düşünüyorum sayacı İsmail Usta.
Marşal emretti, açıldı gümrük kapıları,
sen dükkânın kapısını kapattın,
zarf, kâat sattın.
        Galatasaray'da, postanenin orda.
Dilendin sonra,
        sonra öldün veremden,
               ev halkıyla beraber.


Seni düşünüyorum anne.
Büsbütün perde indi mi gözlerine?
                Karanlıkta mısın?


Karıcığım, seni düşünüyorum.
Sütün kesildi mi büsbütün,
emziremiyor musun artık tosunumu
                       Memed'imi?
Ev kirasını bu ay verebildin mi?
Ben aklında mıyım?


Mavi bulutlar geçiyor altın kubbelerin üzerinden,
kırmızı bacaların,
beyaz kulelerin üzerinden mavi bulutlar geçiyor.
Bakıyorum Moskova'nın pencerelerinden birinden
        seni düşünüyorum memleketim
        memleketim Türkiye'm seni düşünüyorum
zaten bir dakka çıktığın yok aklımdan,
hasretin dayanılır gibi değil
    Moskova'da yaşamanın saadeti olmasa,
    burda herkes sormasa seni benden,
Sovyet insanlarından her gün mektup gelmese,
sevmese seni onlar
benim onları sevdiğim kadar.


                                        Moskova, 9.10.1951

2015′

Her seferinde sağıma veya soluma koymuş olduğum şekerli yoğurdum veya kahve bardağım bugün yok. Saat yeterince geç oldu ve ben elbette ki uyuyamadım. Evet uyuyamamış olabilirim ama boş durmadım, yaşlandım. Bunu söylememe takmış kimseler olsa da ben bunu biliyorum. Eğer ispat gerekse bugün başucumda ki su bardağını kanıt sayabilirsiniz. Çünkü ben çocukken şekerli yoğurt yerdim, gençken çok kahve içerdim, şimdiyse su ile günlerimi geçiriyorum. Kocaman, yeni bir bardağım var ve çok çirkin. Güzel olanın kulpu kırıldı ama yaşıyor. Her neyse. Okumaya devam et “2015′”

2014′

En son 3 yıl önce, 2011 senesinde bir yıllık yazmış bulundum. 3 senenin ardından bir şeyleri toparlama kabiliyetimi kaybetmiş olmam gerek ki(Evet yaşlıyım!) bu yıl Twitter üzerinden yazdığım kısacık şeyleri bir araya getirdim. Belki de geçen üç yılın özeti buradadır, belki de geçen 3 saatin. Kim bilir?

Her neyse bu da fon müziği olsun:

——————————————————————————————————————————–

Ellerine kan değmeden de işlenir cinayet, ayak uçlarında birikmez, vicdana sıçrar elbet.

——————————————————————————————————————————–

Ada ıssızmış gibi, karanlık göz kırpıyor. Gözlerimi yakıyor havası, suyu ıslatmıyor. İşte tam orası acıyor, içimi daraltıyor dalga sesleri, suyu doyurmuyor; Susatıyor kokusu, özlüyorum.

——————————————————————————————————————————–

Kelimeler değersiz. Uykusuz gözler. İzlemeye mecal yok. Yerinaltında kömürden, siyah eller. Körelmiş vicdanlar, uyuyor katiller.

——————————————————————————————————————————–

Nefesinden tatmaya gelmiştim, ekmeğinde gözüm yoktu, suyunla doymaya gelmiştim. Tek lokma yemedim, denizi izledim, denize doymuştu gözlerim.

——————————————————————————————————————————–

Dalgaların sesini duymayacak kadar dalgındım, uyumaya çalışmak gibiydi ya da kabustan uyanamamak. İkisi de çok sessizdi, ben onları dinledim

——————————————————————————————————————————–

Çok özledim, kokunu duyan burnumdan daha çok. Rüyalarımda hep bir kaç adım önümdesin, yolunda giden ayaklarımdan daha çok özledim. Dağları duvarları aşıp gelmekten de çok özledim, ruhumun tesiri yok ellerine, soğuk ellerini ısıtmak gibi tarifsiz sıcacık benim özlemim.

——————————————————————————————————————————–

Okumaya devam et “2014′”

Selam lan.

Evet kahvaltımı yaptığıma göre saçmalamaya başlayabilirim. Az şekerli yoğurdum yanımda bir sorun yok. Saat daha erken 00:29. Antalya’ya gitmeme tam 7 gün var. 1 haftadır Behzat Ç. izliyorum. Çok memnun kalmadım, neyden kaldıysam. Salağın biri fotoğraflarımı görmeye çalışıyor. Neyse ya. Bıktım lan. Sürekli uyanıp aynı günleri ufak rötarlar dışında yaşamaktan BIKTIM. Ne saçma düzen lan bu. İki kelime bir şey yazarsın ergenlerle kıyaslarlar. İnsanlara yardım edersin bir şeyleri önceden düşünüp hareket edersin, korkarsın. Ölümüne korkarsın ama umursanmazsın. Bu nedir? 3 ay yaşanan korkunun izleri daha sonra yaşanan saçmalıklar, saçma insanlar. Sürekli bir suçlanma hali bıktım lan bıktım! Defolup gitsen gidilmiyor mal gibi kalsan kabullensen olmuyor ne bu insanların derdi? İnsanları uyardıkça bunu yapma şunu yapma dedikçe sürekli havalanmalar nedir arkadaş? Hata yapmadık mı? Yaptık lan yaptık. Çok şey var aklımda. Ama söylemeye kalkınca bir tane bulunmuyor. Niye yazıyorsam lan bunları. Yarın kuzenimin harddiskini satıp içmeye gideceğim. Al sana rahatlık. Keçi sakalımı bira ile yıkayacağım lan alın size dindar gençlik. İyice yoldan çıktım ben. Zaten algı sorunlarımda iyice arttı. Çok sinirliyim. Bu kadar lan. Evet bu sözleri de, yazıları da ben yazıyorum şaşırma!

Ben sabahlamaya gidiyorum. Bunu okuyan, hey sen! Sende defol git lan.

Düzenleme: Eski yazılara baktım da çok sırıtıyorum. Böyle iyi.

Geç Kalınmış Bir Teşekkür.

9 Agustos 2010, saat sabah 7 civarı. Babam muhtemelen 2 gündür kalp spazmı geçiriyordu. O gün her zaman ki gibi sabaha kadar uyuyamamıştım. İşe gidemeyeceğini anlayınca doktora gittik. Acilen bypass ameliyatı olması gerektiği için ambulansa alındık. O an ben, ben değildim. Her şeyi dışarından izliyor gibiydim. Sanırım şok geçiriyordum. Ambulansta tektim önde oturdum şoför sirenleri çalmaya başladı. Yaklaşık 70 km ileride ki bir özel hastaneye gidiyorduk. Yola çıkar çıkmaz kırmızı ışık hızımızı kesti. O an yeşil ışığın ne zaman yanacağını aciz bir şekilde düşünmeye başladım. Ve tamda o an herkes kornaya basmaya başladı ve yol tek şerit olarak önümüzde açıldı. Tüm arabalar bizim için yoldan çekilmişti istemsizce gözlerim doldu. İşte bana bu geri zekalı duyguyu yaşatan herkese, özellikle o yoldan çekilen arabaların sahiplerine hiç bilmeyeceklerini bile bile teşekkür ederim. Umarım böyle bir şeyi kimse yaşamaz…

2011′ [2]

Telefonum mağara tek olduğu gibi birde elimden fırlayabiliyor. Kendisi müzik çalmıyor, fotoğraf görüntülemiyor ve şarjı hemen bitiyor tam çöplük. 1 yıl önce olsa kullanmazdım. Tevez halen takım bulamamış kendisi A.C. Milan’a yararlı olabilirdi. Gitsin bıraksın futbolu zaten ingilizcesi Fatih Terim’den beter bir halde. Kendi ingilizcem son gelişimini 2006 gibi tamamladı. Tabi ki hiç anlamıyorum. Beni ekleyen yaşlı kadınlara da neden eklediniz acaba diye sormaya çekinmekteyim. Sonuçta mature diye bir kavram var. Bunu da bildiğim için kendilerine saygı duymaktayım. Telefon hala evimizde çekmiyor. Bu tam bir eziyet. Tabii ki modern bir eziyet. Telefon sürekli elimde ve şebekeyi kontrol ediyorum. Sırf bu yüzden evden nefret ediyor olabilirim. En acı veren şeyde telefonu uzun süre çeken bir yerde tuttuktan sonra gelen mesajda tamam yazması oluyor. Zaten farklı bir mesaj gelmesi halinde sanırım ben tamam yazacağımdan bu kadar geriyor beni. Peh. Bu arada illuminati saçmalığı da boş çıktı. Hani ölüyorduk. O kadar takip ettim siteyi en sonunda hacklendi. İşin kötü yanı İran-Amerika, Suriye-İsrail, Türkiye(Kangal)-İran savaş senaryoları fos çıktı. Bunun dışında uzun yıllardır devam eden online tabanlı futbol menajeri kariyerim çok iyi devam etmekte. Sanırım bu sezonda şampiyon olurun. Kalırın, yaların, emerin gibi bir çok şeyi bana katan sanal ortama teşekkürlerimi sunuyorum. Yer imi çubuğumu buraya yedeklemek var aklımda bir süre sonra bakıp gülümserim belki. http://i.imgur.com/eXpBb.png  Çok düzenliyimdir vesselam. Ayrıca elimde kanıtlar var. Bütün bir yaz bana çok çektiren işlemci sıcaklığına da son verdim.  Küçükken gördüğüm bir rüya geldi aklıma. Rüya ne demek diye pedere sormuştum o da bana gökyüzünü gösterdi baktım ve uyandım. Keşke sormasaydım yahu gezerdim oralarda. Aslında rüyamda bilinçli olmayı bir kez başarmıştım ama bir kaç saniye sonra uyandım. Denemelerim devam edecek. Pek rüya görmesem de. Görüp hatırlamasam da. Sabaha karşı uyanıp telefonuma baktığımı anımsadım. Şarj bir çubuk düşmüştü. Ama şuan bitiyor. Biten bozuk bir batarya ve yedeği hazır beklemekte. Sanırım bozuk batarya bile artık bana 3 gün dayanıyor. Sonuçta saate bakmak pek şarj bitirmiyor. Telefonumun şarj emmesi çok uzun sürdüğü için bu da sinir bozucu tabi. Gidip set üstü ocak almakta zormuş bunu anladım. Kettle almakta tabi. Kettle yazmayı da Google ögretti tabi. Genelde ketıl, keytıl dediğim için. Zaten ilk su ısıttığını gördüğümde ‘biz bu çayı nasıl içeceğiz keytıl!’ diye hönkürmüştüm. Şahidim var kuzenim vardı yanımda. Demirci gücü kazandığım bir yıldı gerçi  bir ay bile olmadı bu gücü kazanalı. Yinede demirci gücü akar diyebilirim. Antika diye tabi ettiğim giyim tarzıma karışan bir fotoğrafım var henüz elime geçmedi. Halen merak ediyorum. Siyah süveterim den çok şey bekliyorum. Kendisiyle daha uzunca bir süre bir çok gömleğin üzerinde bulunacağız. Yer imi resmi sayfayı kaydırıyor. Evet yıl hala 2011 ve ben yine uykulu gözler ile buraya bir şeyler saçmaladım. Okumaya değmez diye okuyup bir şeyleri düzeltme ihtiyacı duymuyorum. 

 

2011′

Boş bir sayfayı doldurmanın zorluğunu yine yaşamaktayım.  Bir melek ölürken çalıyor kocaman bardağımdaki su bitmiş kahve bardağım bir kaç saattir aynı yerde duruyor. Hala yumuşak g nereye yazılıyor tam çözemedim şuan farkındayım. Bir kaç yıllık belgelerimi kurtardım bozuk cdlerden nede hüzün dolu okudum onları. Ne çabuk geçiyor yıllar. Geçen yıl olduğum 5.5 saatlik burun ameliyatının birinci yılına da az kalmış. Kuzenimle bugün otobüste geçen yıl kendisinin burun ameliyatını planladığımızı konuştuk. Kendisine göre zaman hemen geçiyormuş. Sanırım yaşlanıyorum. Bütün yaz bir borç batağının içinde çırpındım ve bir insanın kalbi ellerimde gibi hissedip uyuyamamak ne demek onu hissettim. Yeterince yorulduğumu hissediyorum. Yaşlandım ve karanlığa fazlasıyla gömüldüm diye tahmin etmekteyim. Basit insanlar, içi boş bir çok şey ile haşır neşirim. İki yüzlülük, yalanlar ve hevesin bir arada bulunduğu bir çok duyguyu ustaca reddettim veya kendimi kandırdım. Kendimi aldattım yada kandırdım da olabilir. Uyku düzenim yersiz işliyor hala. Bazen kafama takılan bir şeyi sabaha kadar düşünmekte bazense uyumayı çok isteyip uyuyamamaktayım. Karabasanlar ile aram uzun zamandır kötü. Ama çok inandırıcı rüyalar görüyorum. Ama çok düşük çözünürlükte derin rüyalar. Tabi bu aralar Star tvde tekrar bölümleri devam eden İkinci Bahar dizisi tam bir bunalım haline sokuyor insanı. Saat 7’de uyur bir kaç dakika daha fazla televizyon izlemek için türlü bahaneler uydururdum. Sınıf birincisiydim bunu itiraf etmeliyim. Çarpım tablosu azmimi unutmuyorum. Pf nede  yaşlıyım yahu 19 yıl geçip gitti. 20 gün sonra hastanede özel bir odada keyif yapmayı planlıyorum. Sayfa reklamı yapıyorum ama tıkandı farkındayım ama kafa dağıtıyor. Bu aralar bolca tweet de kasıyorum. Ve yıl 2011 pederin telefonunu şarja hala ben takmaktayım. Sakallarım uzun zamandır uzamakta. Dayım Antakya yolu üzerinde yaşayan Afgan’lara benzediğimi söyledi. Yinede bu aralar kesmeyi ve daha düzgün uzatmayı düşünüyorum. Tabii çenemde bulunan keçi sakallarımı. Üst katı bir gün basıp küçük veletleri öldürme planlarım var. Her hafta sonu çalar saat gibi uyandırıyorlar.  Fatih Şentürk ile Cem Adrian’n arası açık sanırım yeni canlı performanslar ortada yok. Umutsuz ev kadınlarını yasemin karakteri dolayısıyla takip etmekteyim. Power Fm’i bırakıp Joy & Metro Fm’e geçmiş bulunuyorum. Dengesizliklerim hat safhada. Yinede bugün antika giyim tarzım ve köyün birinde harabe halde bulunan ve tahminimce Rus malı Zenit markalı bir fotoğraf makinası ile çekildiğim fotoğrafı merak ediyorum. Ben göremeden beni çeken makinanın şarjı bitti pf. Telefonumdan şarkı çalmasını da çok özledim. Ben bu şarkıyı sana yazdım dinleyerek uyuyakalmak çok huzur vericiydi. Donanımhabere açtığım set üstü ocak tavsiye edin beyler konusunu unutacağımı sanmıyorum. Evet yıl hala 2011 belki buralara yazacak daha çok şey olur. Ben geldim çalıyor. Şimdilik bu kadar daha sonra bu yazıyı düzenlerim umarım. Yada saçmasapan kalır ve yok olur. Basit insanlar ve onların hayatları gibi.

Edit: Yazı rengi.


Alacakaranlık Spoiler.

Zaten ne hissettiğimi biliyorsun,”dedim sonunda.

„Buradayım, bu da aşağı yukarı benim, senden uzak kalmaktansa ölmeyi tercih edeceğimi belli ediyor.“ Kaşlarımı çattım. Ben bir geri zekâlıyım.“

Sen bir geri zekâlısın,“dedi gülerek.

Gözlerimiz buluştu ve ben de gülmeye başladım. İkimiz de bu saçmalığa ve böyle bir anın imkânsızlığına gülüyorduk.

Yani aslan kuzuya aşık olur..“diye mırıldandı.

Bu lafı duyduğumda irkildim ve bunu saklamak için gözlerimi ondan kaçırdım.

Ne aptal bir kuzuymuş,“dedim iç geçirerek.

“Ne hasta ve mazoşist bir aslanmış.”

 

 

 

 

 

Korku için bir sebep görmüyordum. Yeryüzünde daha fazla korkmama sebep olabilecek bir şeyin kaldığını düşünmüyordum. Her şeyi kaybediyor olmanın az sayıda avantajlarından biride buydu.

 

 

 

Senden önce, hayatım tıpkı aysız bir gece gibiydi.

Çok karanlık, ama yıldızlar vardı, sebepler…

Ve sen gökyüzüme bir meteor gibi girdin.

Ve bir anda her şey yanmaya başladı.

Parlaklık vardı güzellik vardı.

Sen gittiğinde ve meteor ufka

Dönüştüğünde, her şey simsiyah oldu.

Hiç bir şey değişmedi ama gözlerim ışık yüzünden

Kör olmuştu.

Artık yıldızları da göremiyordum.

Ve artık hiçbir şeyin anlamı yoktu…

 

 

 

-Romeo geri geldiğinde Paris’e ne olduğunu hatırladım. Sahne oldukça basitti. Kavga ederler. Paris yenilir.-

 

 

GECELERİ BURASI BU KADAR ZİFİRİ KARANLIK MI OLUYORDU. EMİNİM, DOĞANIN KANUNU OLARAK BİRAZ AY IŞIĞI BULUTLARDAN AŞAĞIYA DOĞRU SÜZÜLECEK VE AĞAÇLARIN GÖLGELERİNİN ARASINDAN YERE ULAŞACAKTI. AMA BU GECE DEĞİL. BU GECE GÖKYÜZÜ İNANILMAZ KARANLIKTI. BELKİ DE BU GECE AY DOĞMAMIŞTI, AY TUTULMUŞTU, YA DA YENİ AYDI.

 

Derin bir nefes aldım.

Doğruydu. O buradaydı, bana sarılmıştı.

Bu gerçek olduğu müddetçe her şeyle yüzleşebilirdim.

Omuzlarımı dikleştirdim ve alınyazıma doğru yürüdüm,

Kaderim yanımda duruyordu…

 

 

KÖTÜ KISMI KONTROL DIŞI HİSSETMEK. KENDİMDEN EMİN OLMADIĞIMI HİSSETMEK. TIPKI SENİN BENİM YAKINIMDA OLMAMAN GİBİ, TIPKI DİĞER HİÇ KİMSENİN OLMAMASI GİBİ

 

 

RUHUMU ALABİLİRSİN. SEN OLMADIĞIN SÜRECE ZATEN İHTİYACIM YOK. RUHUM ZATEN SENİN.

 

 

Seni istemediğimi söylemek hayatımda işlediğim en büyük günahtı

 

 

Aşkta mantık yoktur. Birini ne kadar çok severseniz, her şeyin daha az anlamı olur

 

 

Bir ışık geldi, sonra doğal olmayan bir esinti. Gözlerimi açtım. Minik üzüm asmasının üzerindeki yapraklar, onun hafif rüzgârıyla sallanıyordu.

Gitmişti.

Titreyen bacaklarla, bir faydası olmadığını bile bile, onu ormana doğru takip ettim. Patikadaki izi aniden yok oldu. Hiçbir ayak izi yoktu. Yapraklar artık kıpırdamıyordu ama yinede ormana doğru yürümeye devam ettim. Başka bir şey yapamazdım. İlerlemek zorundaydım. Eğer onu aramaya devam etmezsem her şey bitecekti.

Aşk, hayat… Bitecekti.

 

 

”Artık savaşmak istemiyordum. Bu, başımın dönmesinden, sağuktan ya da kol kaslarımın yorulmasından değildi. Artık biliyor olmasına seviniyordum. Bu karşılaştığım en güzel ölüm şekliydi. OLDUKÇA HUZUR DOLU.”

 

____________________

 

”Sen imkânsız birisin,” dedi ve sert, kızgın bir kahkaha attı.”Bana inanman için ne yapabilirim? Uyumuyorsun, ölmedin. Buradayım ve seni seviyorum. Seni her zaman sevdim ve hep seveceğim. Senden uzak olduğum her saniye, seni düşünüyordum, hayalimde yüzünü canlandırıyordum. Seni istemediğimi söylemek hayatımda işlediğim en büyük günahtı.”

 

Yaşayabilmek için tek bir şeye ihtiyacım vardı; onun var olduğunu bilmek

Hepsi bu kadar..

O var olduğu sürece diğer her şeye katlanabilirdim..

 

 

Zaman geçiyor. İmkansız göründüğü zaman bile. Hatta saatin her tik tak edişi insanın canını acıtsa da. Yavaş yavaş geçiyordu saniyeler. Yalpalayarak ve sessizlikler içinde sürünerek. Ama bir şekilde geçiyordu. Benim için bile.

 

 

Hayattan tek isteğim geçip gitmesiydi.

 

 

Onu düşünmemek için kendimi zorlasam da unutmaya zorlayamamıştım. Geceleri bitkin düşüp uyuduğum zamanlarda zihnimden kayıp giderse, diye korkuyordum. Aklım bir elek gibiydi ve gün gelecek onun gözlerinin rengini hatırlayamayacaktım, soğuk tenini veya sesinin dokusunu… Onu düşünemeyecektim ama bunları unutmamalıydım. Yaşayabilmek için tek bir şeye ihtiyacım vardı; onun var olduğunu bilmek. Hepsi bu kadar. O var olduğu sürece diğer her şeye katlanabilirdim.

 

 

Belki bir gün, yıllar sonra -eğer ki acı dayanabileceğim bir hale gelirse -onunla geçirdiğim zamana, hayatımın en güzel zamanı olarak bakabilecektim. Eğer acı bunu yapabileceğim ölçüde azalırsa, geçirdiğimiz vakit için minnet duyabilecektim. İstediğimden, hak ettiğimden daha fazlası… Belki bir gün bu şekilde düşünmeyi başarabilirdim.

 

 

Hayatımda daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemiştim. Son yedi ayın hiçbir anlamı yoktu. Ormanda söylediği sözler hiçbir anlam ifade etmiyordu. Ve beni istememesi umurumda bile değildi. Ondan başka bir şey istemiyordum.

 

 

Artık beni istiyor gibiydi ve bu, korkunç yeraltı tünelini ve bir de arkamızdan gelen serseri vampirleri unutmama yeterdi.(…)Fakat dudaklarının alnıma dokunduğunu hissedince bütün nedenleri bir köşeye bıraktım. En azından ölmeden önce tekrar onunla beraberdim. Bu onsuz, uzun bir yaşamdan daha iyiydi.

 

 

 

 

Eğer sen varsan..

Cennete ihtiyacım yok.

Dedim temiz bir son

Diye fısıldadım ama

Dudaklarım kıpırdamamıştı…

 

 

“…Sanki kaybolmuş bir ay gibiydim. Gezegenim büyük bir felakette yok olmuş ama buna rağmen geride kalan boş uzayda dar dairelerle yörünge çizmeye devam eden ve yerçekimi kanununu yok sayan bir ay.

 

 

”Yine alacakaranlık,”

Diye mırıldandı.

Başka bir son daha.

Günün ne kadar mükemmel olduğunun önemi yok,

Her zaman sona ermek zorunda.“

Bazı şeyler sona ermek zorunda değil,“

Diye mırıldandım.

Beni duymuyordu…

 

 

BEN ZANNETTİĞİN KADAR KUVVETLİ DEĞİLİM. DOĞRU VE YANLIŞ ARTIK BENİM İÇİN SONA ERMİŞTİ. ZATEN HER KOŞULDA SANA GERİ GELİYORDUM.

 

 

“Her şey yok olup sadece o kalsa, ben yine var olurdum; her şey yerinde kalsa ve o ortadan kaybolsa, evren bana tamamen yabancı olurdu.”

 

 

Eğer uzaklarda ya da başka bir bilinmeyen yere gidersem, onun gerçek olduğundan nasıl emin olabilirdim? Onu hayal edemediğim bir yerde inancım azalabilirdi… Ve ben bununla yaşayamayabilirdim.

Hatırlamanın yasak, unutmanın korkunç olduğu zor bir çizgide yürüyorum. ‘

 

 

”Sen imkânsız birisin,”

Senden uzak olduğum her saniye,

Seni düşünüyordum, hayalimde yüzünü

canlandırıyordum..

‘ Edward hafifçe kolumu sıktı. “Ben buradayım.”
Derin bir nefes aldım.
Doğruydu. Edward buradaydı, bana sarılmıştı.
Bu gerçek olduğu müddetçe her şeyle yüzleşebilirdim.
Omuzlarımı dikleştirdim ve alınyazıma doğru yürüdüm, kaderim yanımda duruyordu. ‘

 

 

Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar,
Ölümleri olur zaferleri,
Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi…

 

“Ama o…o gitti! Artık beni istemiyordu Şimdi ne farkı var ki? Eninde sonunda öleceğimi biliyordu!”
“Senden daha uzun yaşamayı planladığını zannetmiyorum,

 

 

“Ve buna karşılık bende sana bir söz vereceğim,” dedi. “Sana söz veriyorum ki bu beni son görüşün olacak. Geri gelmeyeceğim. Seni bir daha böyle bir duruma sokmayacağım. Hayatına bundan sonra bensiz devam edeceksin. Sanki hiç var olmamışım gibi.”

 

 

BAZEN SADAKAT YAPMAK İSTEDİKLERİNİN ÖNÜNE GEÇER. BAZEN ANLATACAĞIN ŞEY SENİN SIRRIN DEĞİLDİR.

 

 

Ama yapabilir miydim? Acaba olmayan kalbime, değersiz hayatımı kurtarmak için, ihanet edebilir miydim? Başımı çevirmeyi düşündüğümde midemde kelebekler uçuşuyor gibi oldu. Ve sonra sanki bir tehlike içerisindeymişim gibi, Edward’ın kadifemsi sesini duydum. “MUTLU OL”.

 

 

Henüz onun konuşmasına izin veremezdim. Konuşmaya başlayıp, hayatımda  geriye kalan parçaları da yıkıp yok etmesinden önce  birkaç saniyeye ihtiyacım vardı.

 

 

___________________________________________

 

Uyanıktım ve acıyı hissedebiliyordum. Bununla yaşayabilirdim. Acı beni güçsüzleştirmemiş aksine daha da güçlendirmişti

 

 

Vücudumda hissettiğim en yoğun duygu, ferahlamaydı. Onu düşünmemek için kendimi zorlasam da, unutmaya zorlayamamıştım.

 

 

Bir ışık geldi, sonra doğal olmayan bir esinti. Gözlerimi açtım. Minik üzüm asmasının üzerindeki yapraklar, onun hafif rüzgârıyla sallanıyordu.
Gitmişti.
Titreyen bacaklarla, bir faydası olmadığını bile bile, onu ormana doğru takip ettim. Patikadaki izi aniden yok oldu. Hiçbir ayak izi yoktu. Yapraklar artık kıpırdamıyordu ama yinede ormana doğru yürümeye devam ettim. Başka bir şey yapamazdım. İlerlemek zorundaydım. Eğer onu aramaya devam etmezsem her şey bitecekti.
Aşk, hayat… Bitecekti.

 

 

“Ah anlıyorum…” “Bella?” “Beni seviyorsun!” dedim şaşırmış bir biçimde… “Gerçekten seviyorum” dedi. o an kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oldu… GERÇEKTEN O DA BENİM ONU İSTEDİĞİM GİBİ İSTİYORDU… Benim hayatımı bitirmek istemiyordu… İşte bu yüzden beni bırakmıştı… Ama unuttuğu bir şey vardı…”ONSUZ BİR HAYATTA YAŞAMAKTANSA ÖLMEYİ TERCİH EDECEĞİMİ ATLAMIŞTI

 

 

CENNETTEYDİM; CEHENNEMİN ORTASINDA BİR CENNET

 

 

‘Soluğunun balını çeken ölümün gücü, yetmemiş güzelliğini almaya

 

 

‘Artık savaşmak istemiyordum. Bu, başımın dönmesinden, soğuktan ya da kol kaslarımın yorulmasından değildi. Artık biliyor olmasına seviniyordum. Bu karşılaştığım en güzel Ölüm şekliydi. OLDUKÇA HUZUR DOLU.”

 

 

_____________________________

Hatta bahse girerim ölü de olsam bilirdim. Bu ses için yangının içinden yürüyerek geçerdim ya da biraz daha az dramatize edeyim, soğuk ve hiç durmayan yağmurun altında çamurdan yürürdüm.

 

 

Dayanılmaz derecede sevimli ve sonsuza kadar on yedi yaşında.

 

 

Bayıldığımı ümit ediyordum ama maalesef şuurum hala yerindeydi. Acı dalgası gittikçe yayılıyordu.
Ayağa kalkamıyordum.

 

 

Onu düşünmemek için kendimi zorlasam da unutmaya zorlayamamıştım. Geceleri bitkin düşüp uyuduğum zamanlarda zihnimden kayıp giderse, diye korkuyordum. Aklım bir elek gibiydi ve gün gelecek onun gözlerinin rengini hatırlayamayacaktım, soğuk tenini veya sesinin dokusunu… On düşünemeyecektim ama bunları unutmamalıydım. Yaşayabilmek için tek bir şeye ihtiyacım vardı; onun var olduğunu bilmek. Hepsi bu kadar. O var olduğu sürece diğer her şeye katlanabilirdim.

 

 

Belki bir gün, yıllar sonra -eğer ki acı dayanabileceğim bir hale gelirse- onunla geçirdiğim zamana, hayatımın en güzel zamanı olarak bakabilecektim. Eğer acı bunu yapabileceğim ölçüde azalırsa, geçirdiğimiz vakit için minnet duyabilecektim. İstediğimden, hak ettiğimden daha fazlası… Belki bir gün bu şekilde düşünmeyi başarabilirdim.

 

 

Cidden Bella olmadığına emin misin?” Yaprakkurusu rengindeki kolunu benimkinin yanına uzattı. Fark pek de iç açıcı değildi. “Senden daha solgun birisini görmedi… Aslında şey hariç-” Sonra bir an sustu ve uzaklara baktı.
“Ee sürecek miyiz?”
“Haydi, o zaman,”dedim heyecanla. Yarım dakika öncesinden daha hevesliydim. Yarım kalmış cümlesi, bana neden burada olduğumu hatırlatmıştı.

 

 

Edward’ın sesi bana geri gelmişti ama bu onun zihnimde yankılanan mükemmel sesi değildi. Sadece hafızamın zayıf, tekdüze sesiydi. Ama kelimeler göğsümü delmek için yeterliydiler. Beni sevmesi için her şeyi vereceğim kelimeler.

 

 

Onu görünce, hayallerimde bir eksiklik olduğunu ve Edward’a karşı hiç adil davranmadıklarını fark ettim.

 

Hayatımda daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemiştim. Son yedi ayın hiçbir anlamı yoktu. Ormanda söylediği sözler hiçbir anlam ifade etmiyordu. Ve beni istememesi umurumda bile değildi. Ondan başka bir şey istemiyordum.

 

 

Artık beni istiyor gibiydi ve bu, korkunç yeraltı tünelini ve bir de arkamızdan gelen serseri vampirleri unutmama yeterdi.(…)Fakat dudaklarının alnıma dokunduğunu hissedince bütün nedenleri bir köşeye bıraktım. En azından ölmeden önce tekrar onunla beraberdim. Bu onsuz, uzun bir yaşamdan daha iyiydi.

 

 

Omuzlarını silkti. “Tabii.” dedi hala sıradan şekilde. “Üzerinde çok güzel durdu.”
Yüzeyin hemen altında alev alev yanan duyguyu çözmeye çalışarak gözlerine baktım. O da bana baktı ve yalandan kayıtsızlığı aniden kayboldu. Yüzü parıldıyordu – melek yüzü neşe ve zaferle ışıl ışıldı. O kadar muhteşemdi ki, nefesimi kesti.

 

 

Kotunun cebinden yüzüğü çıkarıp parmağıma taktı. Muhtemelen sonsuza kadar kalacağı yere.

Yazacagım Hiçbirşeyin Bu Kadar Anlamlı Olacağını Sanmıyorum.

Yürüdüm yürüdüm çok yollardan geçtim inan çok büyüdüm..
Düşündüm düşündüm sebebini bulamadım neden neden neden çok üzüldüm?..
Aç kapını lütfen,çünkü ben geldim
Çok üşüdüm, çok soğuk yerden geldim
Bana bana biraz gülümser misin?
Kimseye sormadım,yolu kendim buldum geldim
Simsiyahların içinden sana karbeyaz geldim
Beni biraz sever misin? Ben geldim!..
Üstüm biraz tozlu, yolda çok düştüm geldim
Ellerim çizik üzgünüm, dikenliklerden geldim
Kalbim paramparça ama sana topladım geldim
Bir bilsen neler yazdım, hepsini yaktım geldim
Annemi bıraktım sana, kimsesiz geldim
Çocukluğumun söküklerini dikebilir misin?
İzin ver de oturayım lütfen, bacaklarımı çok yordum geldim
Kusura bakma üstüm ıslak, büyük yağmurlardan geldim
Anlatsam herşeyi, dinler misin?
Yanıma para almadım, beş kuruşsuz geldim
Yolda biraz acıktım ama sana,dayandım geldim
Hiç yokken hep olmak nedir,bilir misin?
Kendime.. devdim!devdim!devrildim geldim
Kardım,buzdum eridim,erittim geldim
Aşkı sırtıma aldım,taşıdım,evladım dedim
Açtım,soldum,sarardım geldim
Yandım, söndüm, kül oldum geldim
Ellerinle ellerime su dökebilir misin?
Yüzüme vurdu rüzgar yağmuru,daha çok dedim
Yağmur çarptı kendini bana, “bu yetmez” dedim
Kırılmış kanatlarıma birkez dokunabilir misin?
Taştım,dağdım,kum oldum geldim
Camdım,kayaydım, tuz buz oldum geldim.
Beni tanrı’ya tekrar inandırabilir misin?
Bin kere öldüysem, bin kere dirildim geldim
Canımdan can,kan verdim ama adını yaşattım geldim
Yedi kat yerin dibinden beni duyabilir misin?
Kimse inanmadı sana,bir ben taptım geldim
Dönecek yerim kalmadı, herşeyi mahvettim geldim
Şimdi beni biraz sever misin?
Ben geldim!

Herşeyin sadece birkaç dakikada anlatıldıgı ve bana göre en anlamlı Cem Adrian şarkısı.

Varlıgın ve var oluşun tek bir kişiye baglı oldugu kısa bir dönemde büyük bir hata ile iletmiştim bunu.

Ve sadece şunu öneriyorum bu şarkıyı gönderip deger göstereceginize gidip intahar edin, daha gizemli.

Cem Adrian – Ben Geldim :

http://vimeo.com/9687626