380

Sen şimdi göğü izliyorsun, gökte bulutlar birbirine karışıyor. Az sonra dolunay, birazdan bir kuş pencerene konar. Bir parçan olan yağmurlar, gözlerinden işaret bekliyor bütün damlalar. Gece oluyor ve sen kendini dinliyorsun. Duyduklarının hepsi doğrular. İnanır mısın sesinde her şeyin gerçeği var. Okyanusta bir fırtına kopar, ormanlar sessiz, sular elbette sakin akar. Hangisinde senin parmağın var? Ellerinden uzanıyor gölgene eşlik eden rüyalar. Odanı kaplayan soluklar, gözlerinle dokunduğun duvarlar. Sen sabahı bekliyorsun, dokunulmaz oluyor zaman. Nerede şimdi saçların? Yastığına sarıldın mı yahut birbirine mi bağlandı kolların. Tam da şimdi yıldızlar, tam da şimdi güneş, şimdi açtı gözlerini sokakta lambalar. Çünkü yıldızların içinden, güneşin önünden, lambaların altından geçenler var. Aklın burada mı yoksa yıldızlara mı ulaştı? Sen gölgeni seviyorsun. Bu yüzden her günün sonunda loş ışığı altında odan, gecenin karanlığı var. Bedeninde duruyor izlerim, boynuna dokunsan parmakların köprücük kemiklerine batar. Hiçbir ten benim gibi güzel acıtmaz. Sen sonsuzu seviyorsun, bu yüzden var aynalar. Gözlerini görünce anlıyorsun, ne kadar uzaksın. Nereye kadar gider aklım, aklının aydınlığında var mıyım? Sen hepsini duyuyorsun. Ağacın dalları sallanıyor, kanatlar çırpılıyor, ıslık çalıyor rüzgar, duyuyorsun nabzımda atıyor seni çağıran soluklar. Ne kadar da uzaklar. Sanki yakın oluyor bulutlar. Ellerine dökülüyor yağmurlar. Sen kendini biliyorsun.

379

Hem nasıl özledim sevgilim. Ağaç gibi. Kökünü memleketin toprağına salmış, rüzgara, yağmura, sırılsıklam, bembeyaz kara direnmişim. Kanadı ıslanmış kuş gibi, düştü düşecek fakat göğü kucaklarcasına kararlı. Okumayı eski gazetelerden çözercesine umutla özledim. Sonsuza dek sürecekmiş, hiç bitmeyecekmiş nefes alışverişimiz ben de seni işte böyle kabul ettim. Hem nasıl özledim, canım benim. İsmini yazarken titreyen ellerimle bir bahçede sardunyalar yetiştirdim. Çay içerken ısınan ellerim, musluğun suyundan ıslanan bedenim, pencereyi açınca gözlerimi kamaştıran güneşin sebebi yalnız sen değil misin? Hem nasıl özledim, bitanem benim. Kaç geceyi sabah ettim bilmem, kaçıncı gecedeyim, belki şimdi saatler kadar çaresizim. Bir dağ gibi sessiz, yıldızlar kadar uzakta, düşünceler gibi dilsizim.

378

Seni unutamam
Susamışsam
Açsam
Yağmura yakalanmış
Eve geç kalmışsam
Eğer ilacımı almayı unutmuşsam
Sokakta kalmış
Gökte çıkan sesten korkmuşsam
Seni hatırlarım.
Nasıl unuturum seni
Güneş doğmayı
Kaynıyorsa bulut yağmuru
Toprak sıcacık olmayı
Eşya unutur mu hiç sessiz kalmayı.
Kan rengini unutur mu?
İyi sözü unutur mu dilin
Ellerin, gözlerin, sımsıcak tenin
Unutur mu bir gün.
Unutur mu kulakların
Soluğun unutur mu
Sesin unutur mu
Gün gelir ayakların
Aklın unutur mu
Ben unutmam seni
Hem de sabah uyanmak
Hem de gözlerimi kapatıp açmak
Hem de toprağın şefkati
Unutur mu insan kolundaki saati
Göğün nerede olduğunu unutur mu gözleri.
Okyanusların yanıbaşı, derinliği
Masmavi, pırıl pırıl
Su sıcacık desem inanır mısın
Sulara atılmak gibi düşünmek seni
Ne de olsa hayaller nihayet bulamaz değil mi
Nasıl unutacağım ben seni.
Unutamam
Canımı iyi edeni.

377

Yağmurla can bulan sokaklar bildiğin gibi. İlk kez çiçek veren ağaçlar, göğü ilk kez kucaklayan kanatlar, içimden taşarcasına sayıkladığım kelimeler bir nihayete varamamış ki. Güneşi doğuran saatler, toprakta biriken ihtimaller, uykusuz bırakan fikirlerin arasında, bir çırpıda gecenin ortasında, bir nevi birbirinden uzak iki dünyanın arafında açmış gibiyim gözlerimi. Şimdi ellerim ve gözlerim bildiğin gibi. Sesim çıkmaz ama içimde ki heyecanı neşreden hayaller gözlerinin içinde değil mi? Bulutlar dağılıyor bir daha tamam olmayacak gecenin karanlığı gibi, yağmur kesti sesini, yıldızlarda sessiz fakat ışıkları her şeyi apaçık etmez mi? Elbette gece bildiğin gibi. Sensiz karanlığın rengi, çiçekleri solduran bu dünyanın sahipsizliği, sonsuza dek anlamını bulan kelimelerin herkes farkındaymış sanki. Son, bildiğin gibi. Muhtaç olduğum nihayet hissi, suların huzursuz eden sakinliği, geçmişin ve ellerimizin çaresizliği sonsuz değil mi? Çare belli, bildiğin gibi.

376

Şimdi gecedeyim. Gecenin tam içindeyim. Saatlerin yorgun sesindeyim, bıkkın göğün altında fakat toprağın üstündeyim. Neredeyim. Kör bir renkteyim, suların serinliğinden uzakta boğulur haldeyim. Güneşin olmadığı yerde gölgedeyim. Unuttuğun bir ben değil miyim. Pencerenden odana uzanan ışığı sahiplendim, görünmezim. Geceyi kucaklayan göz bebeklerim, sen, gecenin değilsin. Dudağında kızıla, saçlarında siyaha, avuçlarında huzura bütün hasretim. Şimdi yapayalnızım, gecedeyim.

375

Ve seninle. Düşünmek seninle aynı gecede, hislerin aynı derinliğinde, seslenenleri duymadığımız kadar sağır kulaklarımızla, içimizden yankı eden sesle. Gece ve gündüzün sona erdiği vakitte, hüzün çökmüş mevsimin ilk günlerinde ve gerçek olacak düşlerin aklına bir anda geldiğinde. Gülen yüzündeyim ben seninle. Aynanın karşısında, yürüdüğün kaldırımlar, ayak izlerin peşinde, ellerini uzattığın yerde, yıldızların ışığı içinde. Bir başka evrendeyiz, hayallerin peşinde, içinde dışında, yön verdiğin dalgaların üzerinde küçük bir teknede. Seninleyim, suların içinde, koşsan hiç durmadan çiçekli bahçelere, yağmur yağan bir şehre, tarasan saçlarını tüm acınla, yaşlı gözlerle; Şifayım ben dudaklarına, kahve içerek geçiştirsende. Seninleyim, bedeninde ki tüm izlerde, kendine sorduğun her sorunun içinde en az bir kelime, göz bebeklerinde görmesen bile.

374

Başucunda duran çiçekleri unutma. Hepsi köklerinden, topraktan kopup geldiler sana. Yıldızlar görünmüyorsa, ay alev almış yanıyorsa, karanlık dedikleri sanki biraz parlıyorsa tenine dokunduğunda; Zamana az da olsa inan, senin için geçti bunca vakit dünyada. Saçlarında, avuçlarında ve omuzlarında süzülen damlalar gibi, yürüdüğün, ayaklarını bastığın topraklar, göğe birikmiş bulutlar ve gözlerinle dokunduğun uzaklar elbette her şeyin nihayeti. Başucunda duran son yudumu kalmış bardağını öylece bırakma. Bir sona senin için yaratıldı, ellerinin değmesi için yandı, yontuldu gövdesi. Dudaklarında ruhunu buldu, dudaklarında soluğu duydu, kolları olmasa bile ellerinden tutmuş gibi mutluydu.

373

Şimdi ateş bir daha uzanmaz mı sanıyorsun kollarıma. Bir daha hiç yanmaz mı sanıyorsun dudakların değince dudaklarıma. Yürüdüğün sokaklarda, bir dal daha kırılınca rüzgarın hırçınlığıyla, ellerin saçlarını istemeden bulunca ya da anlamsız bir rüyanın ardında, susadığında, kulaklarınla duyduğunda, bir çırpıda parmaklarında gibiyim. Hiç değil miyim? Hiç mi olmam ben bu gece yarısı tenin sıcağında. Yarın olacak mıyım, az sonra aklında, birden bire rüyanda, ansızın doğan güneşin doğallığı ve yatağından taşan bacaklarının boşluk sandığı odada; Gözlerin açılınca eşyanın tabii hakkıyla karşında. İlk hangisi dokunacak ait olmadığım cehennemin sıcağına. Küllerimi hangisi dağıtır rüzgarın şefkat dolu kollarına. Hiç mi doğmaz çiçek ay ışığına, hiçbir su akmaz mı olmazların kurak toprağına. Unutma. Yağmurun rastgele düştüğü evlerin çatılarından beslenir kuşlar, suların hissizligi, gecenin uzun ve çaresiz bekleyişi, dolunayın bir bütün hali heves ettiriyor bana yarınki güneşi. Şimdi yalnız gözlerinde gördüklerimi beklemek vakti.

372

Şifasını bulmuş hasta gibiyim. Suyu ilk kez fark etmiş balık, ilk defa toprağa kapıldığını anlamış ağaçtan daha fazla ait hissediyorum. Bulutların farkettiği yağmuru, güneşin uzattığı elleri, birden bire olan iyilikleri sahipleniyorum şimdi. Son kez birbirini gören insanları biliyorum, renkleri öğrenen çocuklar var görüyorum, az sonra bir çiçeği kopacak ele kızıyorum; Her şeye rağmen olur olmaz toprağı suluyorum. Uzaklara bakıyorum fakat asla uzaklara varamıyorum. Sonsuzu görüyor, son bulamıyorum. Şifa bulmuş bir hasta gibiyim. Sonsuza dek yaşayacağımı zannediyor, ilk kez kendime iyilik ediyorum. Sahibi ve sebebini biliyorum.

371

Geçmişten geleceğe doğru giderken sadece ellerime sinen kokundu benimle gelen. Çiçeklerden, gökten ya da yeni doğmuş bir bebekten fazlası, bir can bir yürekten, simsiyah geceden büyüktü içimde ki gerçeklerin kaygısı. Ben hatırlarım hala sürünen ayaklarımın altında çırpınanları. Su içerken, kafamı kaldırmadan yürürken, kayan yıldızı yakalarken gözlerim, bir kuşun sesine tutulmuş dinlerken veyahut nefesimi tutarken mütemadiyen kendi kendime kalmışken bir sen olursun aklımda. Yorulmak bilmeden dudaklarında olurum, hiç bıkmadan taradığım saçlarında, sıcacık olurum ben ellerini sımsıkı tuttuğumda. Geleceğimi taşıyorum kalbimin kanıyla. Sırtımda yük değil, sızlayan damarlarımda. Göğüs kafesimde sancı, uyanmak kadar ruhumda.

370

Derin kazın kuyumu, derinlerde bilsinler ruhumu. Güneş görmesin pencerem, karanlığa açılsın kapılarım. Unuttuklarım, yıldız gibi dikilsinler tepeme, aslında hiçbirini unutmadım. Vurun beni, ama neyle? Kurşun sıksan deler mi kelimeleri, içinden akan kan kırmızı mıdır sahiden, tüm kullandığım harfler unutulup gider mi içinizden? Fikirlerimi ayırın gövdemden, hareket edemesin parmaklarım. Sesimi alın ağzımın içinden, sessiz sedasız kalın, uyuyun ama lütfen. Lütfen, derinlere bırakın beni. Okyanuslar olsun gökyüzüm, balıklar, unuttuklarım. Unutsun beni birkaç saniyede ardımda bıraktıklarım. Boğsun beni kapımı açtıklarım. Yeterince solgun değil mi suratım, susadım. Beni, kendimle bırakın. Burası benim karanlığım.

369

Gecenin rengi karanlıksa, siyah demek gerek saçlarına. Sabah olunca da, güneşin altında olduğunda da, yağmur ıslatırken damla damla tellerini ya da ışıkları açınca da tependen aşağıya. Şimdi bir soluk daha doluyor cigerime, kalp denen meret birkaç saniye daha atıyor, saat gibi ama, bir an durmadan geleceğe götürüyor bedenimi. Kokunu çekince içime, saçlarından esince rüzgar, sağıma döndüğüm an seni bulunca karşımda; İşte evet, buradayız, gecenin ortasında diyorum. Kalbimden geçen kanın rengi burada, buluyorum. Nefesimin geldiği yeri görüyorum, papatya olsam beyazı buradan geçiyor, biliyorum. Fakat simsiyah değil mi gördüklerim? Bembeyaz olan değil mühim olan, kara toprağa saldım ben köklerimi. Şimdi, gün aydınlıksa, gölge bile karanlığa dokunmuyorsa, sağıma bakınca bulamazsam seni; Unutmam söylediklerini. Bu da kaderimdir belki, kara toprağa sarıldım, bembeyaz ettim renklerimi. Saçlarından nefes almak tam da bu nihayete eriyor değil mi?

368

İyi şeyleri yalnızca gece beklemek, iyilikleri gece hatırlamak gibi. Sonsuza dek sürecek sanki izleri, ayak basılmamış yerlere dikilmiş ağaç gibi, yağmurlu topraklarda susuz kalma ihtimali ve işte bunun gibi unutmak yaşanan hisleri. Doğanın mutlak gereği de işte bu değil mi, nefes nefese bırakıyor dokunamamak, izlemek tenini. Evet, o nefes öldürüyor hiç durmadan atan kalbimi. İçimden geçenleri, söyleyemediklerimi, sıcacık ellerin hiçbir soğuğa etki edememesi. Sen olmasan üşüyen herkes bu sıcağa dört koldan sarılırdı sanki, fakat yalnızca geceleri. Geceler iyiliklerin sahibi, güneşe sahip gökyüzü, iki sıcak elin tek sebebi güzelliğin misali.

367

Akarsulardan koca bir çınara, dağların başından kırlara, güneşin zindanından gölge bir ağacın altına varıyorum. Dinliyorum, sesini duyuyorum. Bakıyorum uzaklara, seni içimde buluyorum. Susuyorum herkese, yere, göğe susuyorum; İçimden sana anlatıyorum. Seninle doyuyorum. Direniyorum, savaşıyorum, kan akıtıyorum, acımasız şeyler yapıyorum ama nafile; Senden kaçamıyorum. Sabahın köründen yarısına gecenin, çiseleyen yağmurun altından bir anda sağanaga tutuluyorum, birkaç adımla bunu yapıyorum, bir iki göz kırpmayla. Hayaller ettikten hemen sonra o güzel şeyler hiç yokmuşcasına kendime dönüyorum, kötü talihimle bir beş dakika münakaşa ediyorum. Kaybediyorum, inan bana daha çoğunu istiyorum. Senden üzerime bir çığ düşsün, şimşekler çaksın penceremin önünde, sönen ışıkların içinde usul usul kapansın gözlerim, rüzgarın içimi titretsin, yavaşlasın soluğum; Fakat fikrime dokunamazsın, sabaha dek kollarımda olacaksın. Bu ihtimali yıldıramazsın.

366

Gece sabaha elbet varacak, seninle huzur bulmak kadar mutlak. Ellerini tutmak, nihayet değil midir kokusu, toprak. Gözlerine bakmak ve aydın olmak, teninde gezen bulutlar değil mi, zordur hemencecik onlara uzanmak, dokunmak. Birden bire olmadı mı yıldızlar, alışkanlık değil mi nefes almak, bir yudum su yaşatmaz mı sanki günlerce bedenimizi; İşte böyledir, karşından çekildim mi yitirmem gözlerimin önünden seni. Bir bedene ait etmedim ki hislerimi. İşte sen, böyle unutulmaz. Kaç senedir beraber yürüdük ama bu ayaklar bir sona varamaz, bir son karşımızda duramaz.

365

Sen kapıdan içeriye adımını bir solukta attın, seni hemencecik kollarıma aldım, akan kanı durdurdum, su sızdıran duvarı onardım. Bir mucize değil elbet fakat o anda gecenin karanlığını aydınlattım, ışıkları kapattım. Şimdi simsiyah zamanın, şimdi karmakarışık hayatın, renkleri silinmiş duvarların ortasında, gözlerinin ışığında buradayım. Yanındayım, yurdundayım baharın. Solmuş papatyaların, parçalanmış bulutların, okyanusların derinliğinde kalanların, yitirdiğim genç yaşlarımın şifası; Kollarımdasın, sımsıkı sarıldığım belinde dolaşıyor parmaklarım. Artık ben her yanında varım, bir mucize değildi elbet fakat hepsini bir solukta yaptın. Bana doğru bir adım attın.

364

Bir şarkı yazdım dudaklarına, söyledim, bir ses duyurdum kulaklarına, koştum, kuşları uçurdum ayaklarına. Dengemi yitirdim ansızın düştüm toprağa, uzandım, yetişemedim bana uzattığın kollarına. İki ayakla duruyormuşum ayakta, dengem bozulmamışsa dururmuşum ancak karşında, bir de nefes aldıkça çıkıyormuş sesim bunu nasıl bunca zaman idrak edemedim. Benim tek bildiğim bana uzanacak dost elin, dokunacağım tenin, parmak izlerin. Kaybolsan bile düşünceler içinde, bir rüya sihrinde, gecenin geç vaktinde, özlersen tanıdık bir sesi, gözlerde görmek istersen nihayeti; İçinde, teninde ki izlerde dahi bulabilirsin beni. Toprağa uzat ellerini, göğe kaldır gözlerini ve dudaklarını kımıldat duy benim sesimi. Duy dudaklarına yazdığım kelimeleri, içimden geçenleri, geceleri nasıl sabah ettiğimi. Ve hepsi, göğün maviligi, denizler derinliği, papatyaların beyazı gibi.

363

Karlı havada kafamı pencereden uzatınca, büyük yağmurlardan sonra birkaç adım toprağa atınca ya da denize bütün bedenim batınca anlıyorum bende kendimi. Çok uzaklara bakınca gözlerim, çamura dizlerime kadar batınca yahut nefessiz kalınca. Fakat tutunuyorum işte bir şekilde hayata. Sonsuza dek sürecek gibi değil de ara sıra, tamamen basit bir şansla. Yeniden ayağa kalkınca, uykudan uyanınca gözlerim, ellerim suya dokununca unutuyorum ben yine diyeceklerimi. Esasında yok hiçbir şeyin önemi. Düşlerim gerçek olsa, bir dilek hakkı verseler uzansam kollarına ve diktiğim fidanlar açsa evimin dört yanında çevrili ki toprağa. Beni anla. Kapıdan çıkınca, gözlerim kapanıp açılıncaya dek, ciğerime dolan soluğun özgür kaldığı o anda; Unutma, burada yollar kısalıyor göğe umutla bakınca. Bir yol buldum yürüyorum, bir yol yaptım kendime varacağım kapına.

362

Eğer nefesim yetseydi biraz daha durabilirdim karşında. Hangi sokaktan geçersem geçeyim, hangi denizde yüzersem yüzeyim hatta hangi geceden güneşe yüz çevirirsem çevireyim; Pişman olup yolun sonuna geleceğim. Islak saçlarımdan toprağa düşen damlalar, ah, uzanacak mı ellerime vadettigin uzaklar. Şimdi hangi yoldan yürürsem sana gideceğim, hangi rengi seversem seni iyi edeceğim, papatyalar içinde gibiyim tertemiz tüm gördüklerim; Ve işte esas şimdi seninle değil miyim? Hem de soluk soluğa tüm düşündüklerim. Canım acıyor fakat bu beden yalnızca sana varabilmek için. Taşlar kesiyor ayaklarımı, çiçekler temizliyor kanımı, rüzgarı aldım karşıma ve gözlerim hep ileride; Gelecekte, belki birkaç adım sonra ya da soluklanınca bir ağacın altında, bir yudum su alınca dudaklarım çatladığında biliyorum seni hemen karşımda bileceğim. Karşımda bedenimi dudaklarına teslim edeceğim. Ellerinde bütün nihayetim.

361

Bana bir parça merhamet bırak, ekmeğinin yarısı kadar az. Önüme geleceğe uzanan bir yol aç, saçların beyaz görmesin, hepsini ben eskiteceğim. Zamanı unut, bir köşeye bırak. Mucizeler istemiyorum senden, bir kalem bir de kâğıt. Bana içinden geçen mevsimi anlat. Renkleri ve solan çiçekleri, bildiklerini ve söylemediklerini, hep olanlar ve hiçleri. Gök ne zaman böyle ikiye ayrıldı ki? Solumuzda gökkuşağı ve güneşi, sağımızda hilalin şeklini gördük diyelim. Mucize olan bilmediklerim, kimseye söylemediklerin, hiç mi birini anlamamışım ağzından çıkan kelimelerin. Bir yudum su, bir de toprak. İşte sonsuza dek sürecek bu amansız ihtiyaç.

360

Dünyanın sabaha dek hiç durmadan dönmesi gerek. Güneşin pencereme doğması için, beni yeniden ayaklandıracak saatin çalması için, bir de suların avuçlarıma akması için. Zaman hiç durmadan akmalı nefes alışlarımın peşinden. Yeniden bir sebep bulana dek, aklımda ki soruların cevaplarını aramaktan yorulan zihnim ayaklarıma uzun bir yol bulana dek. İçimde doğan niyete bir son olacak bu nihayet. Yeniden her şeyi yoluna koyabilmek, bilmeden şarkılara eşlik etmek ya da kuşları gökte gözlerden kayboluncaya dek izlemek. Kapalı gözlerin altında hepsinin hesabını vermek. Dünya dönmeli gün doğana dek. Islak sokaklar kuruyunca, dökülen yapraklar toprağa karışınca hatta yağacak yağmur bulutlarda toplanınca, bir son mutlak kalınca, ipler boynuma dolanınca bile. Hiçlik soluğumda boğulunca, ses etmemek için durunca kalbim, güneş göğe dokununca, bir damla toprağa kavuşunca, gözlerim kararınca anlarım ki her şey yolunda gidiyor hala. Dünya dönüyor karanlığın omuzları, zamanın sırtında.

359

Ben hep seni aradım. Denizin altında açtım gözlerimi, yandı içleri ama durmadım daha derinlere daldım. Gece gözlerimi sana kapattım, hiçbir zaman uykuya o denli olmadı ihtiyacım. Unuttuğum rüyalarda, ilk adımlarımda, susadığım an dudaklarımda arıyorum seni. Durmuş saatler bulunca kullanışsız odalarda, yönümü bulamayınca sokaklarda, gün aymadan karanlıkta açılınca gözlerim bir hançer gibi saplanıyorsun aklıma. Sesini duymadan geçen bunca zamana, gözlerinin içini bilmeden esen rüzgara, tenine dokunmadan güneşin sıcağına yazık. Bu hayat, bu dünya aslında kocaman bir karanlık. Ve ben hiç durmadan seni aradım; Uyudum, uyandım, susadım, soluklandım, yağmurda ıslandım, elbet hep inandım. Unutmadım.

358

Ve ben inanırım bazen bazı şeylere. Kanadı kırık kuşun uçabileceğine, kırık aynanın gerçeği apaçık gösterebileceğine, kulpu kırık bardağın elde durabileceğine. Gönül bağım var benim inandığım şeylere. Parçalı bulutların yağmur müjdesi verdiği gibi gerçeğe. Sırtı hançerli bedenin ayakta durabilmesine inancım var, küçücük ellerin büyüyüp çiçeklere can vereceğine, okyanusta ki dalgaların bir kumsalda çocukların yüzünü güldürmesine. Tüm nihayetler gibi her sona nokta koyulmayacağına, kan akan yaranın izinin dahi silineceğine. Esen rüzgarın devirdiği ağaçlara inanıyorum ben bazen; Bir gün küçücük bile olsa yeniden rüzgara karşı koyabilmesine. Uzun cümlelere ihtiyacım yok, tertemiz gökte yıldızlar gibi parlak, ellere sarılmış gibi sımsıcak, bir kez hissedilmiş, sonu gelmişcesine inanılmaz, koşarken durmuş bedende soluk soluğa ve unutulmaz; İhtiyaç duyduğum gözlerinde biraz durulmak. Aniden her şeyi hemencecik unutmak, karşında kendimi bularak.

357

İki adımda varabiliyorum burada kapına. Çok basit birkaç adımla, toprak ne de olsa hep ayaklarım altında. Gökte parlayan yıldızları izliyorum ama yine de tam o anda, soluğunun karşısında buluyorum kendimi. Derin bir nefesten hemen sonra. Hem de okyanusta ki sessizliği bozarken ormanda ki rüzgar, dağda kırılan taştan sorumluyken karıncalar, karanlıkta dalga dalga surete dokunuşlar; İmkansız mı yoksa her şeye rağmen gözlerinin gördüğü her yerde olan imkanlar. Burada iki adımda ellerimde bulutlar, ellerine uzattığım yağmurlar. Karanlıkta dokunduğun sesim, içmeye yeltendigin su bir an olsun tüm diyeceklerim; Ve dalından düşen yapraklar, hepsinin üzerinden birkaç kelime umudum var. İsmini kulağıma milyar sene önce fısıldadı tanrılar. Unutmadım, her an hatırlarım. Şurada, bir iki adım sonra veyahut ömrün son anında, çiçekler koparınca, ağaçta bir dal kırılınca, güneşi bulutlar kapatınca, düşler gerçeğe dokununca ya da dudaklar kuruyunca, sesler susunca, gün doğmadan karanlık bastırınca yanıbaşımdasın. Hayatımın her anına elbet bir parçasın. Söylüyorum fakat bir tek sen anlarsın.

356

Bir son gerek tüm bu olup bitene. Yerden göğe uzanan sarmaşık düzenine, güneş ışığının ulaşması kuytu köşede evlerin penceresine, sabah uyanırken yarım kalan düşlere. Zihnimde beliren seslere gerek, içimde biriken özleme, gözlerine bakan gözlerime. Boydan boya uzanmış denize bir son gerek. Yıldızlı göklere ve rüzgarı dinmeyen dağların üzerine. Yol kenarında ki çiçeğe değil, onu ezen tekerlere. Bir son gerek susuz dilime, teninde ya da avuçların içinde. Islak ve ürkek, dalgalı fakat apaçıktır saçlarında gördüğüm gerçek. Renk renk, bir yudumluk ama bir ömre bedeldir nihayet. Bir son gerek, ellerini tuttuktan sonra neden geç kalmışım demek. Sonsuzdur ihtimaller ve hepsi seninle sonsuza dek sürecek. Hepsine senden bir parça son gerekecek. Denizden, maviden, bulutların çizdiği resimden, avuçlarında ki izlerden.