399



Şimdi odamın kalın, ardı görünmez perdesini açtım. Sımsıcak aydınlık. Henüz yağmur yağmış, asfaltın kenarında küçücük bir alanda kalan toprak nasıl da rengini bulmuş. Bir hayalin gerçeğe varması gibi gökyüzü, bulutlar parçalanmış ama birbirinden sanki senelerdir hiç kopmamış; Öylesine yoğun ve beyazlık. Tam yüz sene geçmiş üzerinden işgalin, yüz senedir dinmiyor gibi kalabalık acımız. Sonra da koşarak geçti yıllar, sonra bir çocuk, dalgalı-dağınık saçları ve uykulu gözleriyle pencerenin karşısında amma havada değil burnumun ucunda. Hasreti, perdeyi açan kollarımda, gözlerim ve dudaklarımda. Rengarenk değil, bir tek tamamen aydınlık ve karanlıkta. Şimdi, hasta yatağında biçare yazan ellerim, aklımın sonu bulmaz boşluğunda bütün hislerim ancak yüz sekiz hızında çarpan kalbim işgal altında. Kalbim, dağıtılmış ordusu, itaat eden milleti ve bozuk terazisiyle değil; Kalbim, en kuvvetli haliyle yağmura olan teslimiyetle huzurun esirliği altında. Pencereyi açınca mümkün değil kavuşmak. Masmavi göğe tereddütsüz bakmak, ay ışığının altında yürüyor olmak ve bir de aynı satırları okumak. Aynı satırları okuyor olmak, bir nebze olsun kavuşmak. El ele tutuşmak ne mümkün, göz göze gelmek ve kucak açmak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s