184

Yine aynı vakitsizlik ve saatlerin ağır yüküyle masanın başına geçtim. Burası için hep sürgün derdim. O kadar iyiydin ki böyle günlerde tek kötü laf etmetin, gözlerinin ışığını gözlerime söndürmedin. Evimizin huzurunu bir an dindirmedin, yazarken titremedi kalemim. Tam beş dakika sonra kapıma dikildin, üç saniye sayıp odama girdin. Her gelmende olduğu gibi odama bir fincan acı kahve getirdin. Acıyı sevmezdim, ellerinle yaptığın her şeye bedenimi mecbur bildim. Kahveyi severdim, bilerek fincanla getirirdin. Bilirdin ki kahve bittiğinde odayı terk eder, sana gelirdim. Bir fincana, bir kalemime dokundu ellerin. Kapıyı çekerken ardında yazılacak hayaller bıraktın. Saçlarının işaret ettiği yerde çiçekler, baktığın yerde yıldızlar, hareket etmeyen dudaklarında hasret bıraktın. Odama doldular, odamda bana dokundular, kahvemi azar azar içtim. Renk renk yazdı kalemim, sabaha her birini görecekti gözlerin. Bir siyah bilirdim, seninle renklenmiş sanki benim gözlerim. Kahvemi bitirdim, başucuna bıraktım bir sayfa dolusu hasretimi. Sabaha dek gözümü kırpmadım, hasretine kapıldım uyuyamadım. Uyanıp dudaklarınla fısıldardın, sonra ben uyanırdım: Affet uyurken seni uyandırmaya kıyamazdım. Biriken kâğıtlardan ibaret bildim kendimi, hepsini anlatmaya gayret ettim, dudaklarının hareketlerinde bildim, kocaman bir hiçtim. Yazmayı da beceremedim, çok sevdim, hep yeni kelimelerimiz olsun istedim. Tükenmedi dokunduğun kalemim, yazmakta direttim. Hasretin dinmedi, uyumayı hiç haketmedim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s