121

Ateşkes ilan etmiş gibi bir an durduk, birbirimize paralel duran koltuklara oturduk, bunu bilerek yapmadık, uzaklaşamamak bilinçaltımıza işlemiş huy gibi olmuştu. Can çıksa bu huy yaşardı öyle çok içimize dokunandı. Sen elinle koltuğun ahşap yüzeyine birkaç kez vurdun, son yazdıgım satırların harflerini tek tek okuttun. Kalkıp ellerini tuttum, ellerin sembolikti, kalbine, tüm damarlarına hakim oldum, küçük bir öpücük kondurdum. Yüzüne düşen gülümseme içimi buz gibi esen rüzgara karşı ısıtabilirdi hatta buzun yerine gözlerinden bir güneş ışığı yayabilirdi. Biz hiç birini planlamadık, beraber olmak doğuştan gelmiş kalbimize mühür koymuştu. Ben senden önce bu dünyaya ulaşıp biraz büyüdüm, biraz yaşlandım ve birçok yeni kelime öğrendim. Yeni kelimeler bile türettim, seni beklerken çiçekler büyüttüm, kuşların kırık kanatlarını iyi ettim. Ben geleceğin günü beklerken o ahşap koltukları ellerimle yaptım, paralel koydum, birkaç adım uzağında kafanı kaldırdığın anda beni karşında buldun, ben bunu bilerek yapmadım. Hepsini gözlerine anlattım, sıcaklığından birkaç kelime aldım, elini ellerimden çektim sakalıma dokundum ve yerime dönüp oturdum. Yeni satırları yine parmaklarınla duyurdun, kulağıma ulaşan ses ateşi körükledi, kaleme yazdırmak yerine bedenine dokundum. Dokunuşlarım harf harf üzerine işledi, kulağına kelime kelime fısıldadım. Gözlerine anlattığım her şeyi bedenine bizzat yaşattım, yokluğu, açlığı, susuzluğu, nefes almayı unutma korkusunu, uyurken sana gitme arzusunu, dokunma hissi vermeyen rüyaları, gün geçtikçe özlemle yaşlanan ruhumu. Hepsinden biraz biraz yaşarken öyle sıkı sarıldın ki kan akışım durdu, kalbim deli gibi atmaya başladı, ellerin sırtımdan kalbime dokundu. Beni yaşatan bir nefes aldın derinden, nefesin içime doldu, kötü rüyalarımdan izler içimden parça parça koptu, sıkışan kalbim duruldu. Aynı nefesi solumaya başladık, aynı cigerlere doldu sanki nefesimiz, kötü hatıralar nefes nefese aklımızdan kayboldu. Koltuğa oturdum, ayağın kaydı kucağıma oturdun, yerini yadırgamadın öylece durdun. Ayağını kaydıran zemine birşey yapmamıştım, bu bilerek olmamıştı. Dizimde tüy kadar hafif bir beden vardı, saçlarını okşadım, kaybolmamak için tenine dokunmadım; Dizimde yeni hayatım oturuyordu öyle çok hafif olmasına bu sebepti. İyilik, kötülük, hayaller, umutlar, hayal kırıklıkları, iç acıları yoktu. Hepsiyle yeniydi, hepsiyle sadece benim. Biz hiç birini bilerek yapmadık, su gibi dokunuşlara, nefes nefese kayboluşlara, gök gibi sonsuzluğa, ferahlatan fısıltılara, yeni hayatı duyuran kokuna ahşap koltuklar kadar muhtaçtık. Bir süre daha orada oturduk, birkaç nazik darbeyle ahşap yüzeye dokundun, harfleri okudum. Bir satır daha kulaklarına duyurdum, dudaklarına uzandım, kaderimizi silmeye dudaklarından başladım, ecelimize ulaştığımda saçlarını okşadım. Kaderimizi yazmaya o an hemen başladın, ahşap yüzeye vurarak ruhuma duyurdun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s