Alacakaranlık Spoiler.

Zaten ne hissettiğimi biliyorsun,”dedim sonunda.

„Buradayım, bu da aşağı yukarı benim, senden uzak kalmaktansa ölmeyi tercih edeceğimi belli ediyor.“ Kaşlarımı çattım. Ben bir geri zekâlıyım.“

Sen bir geri zekâlısın,“dedi gülerek.

Gözlerimiz buluştu ve ben de gülmeye başladım. İkimiz de bu saçmalığa ve böyle bir anın imkânsızlığına gülüyorduk.

Yani aslan kuzuya aşık olur..“diye mırıldandı.

Bu lafı duyduğumda irkildim ve bunu saklamak için gözlerimi ondan kaçırdım.

Ne aptal bir kuzuymuş,“dedim iç geçirerek.

“Ne hasta ve mazoşist bir aslanmış.”

 

 

 

 

 

Korku için bir sebep görmüyordum. Yeryüzünde daha fazla korkmama sebep olabilecek bir şeyin kaldığını düşünmüyordum. Her şeyi kaybediyor olmanın az sayıda avantajlarından biride buydu.

 

 

 

Senden önce, hayatım tıpkı aysız bir gece gibiydi.

Çok karanlık, ama yıldızlar vardı, sebepler…

Ve sen gökyüzüme bir meteor gibi girdin.

Ve bir anda her şey yanmaya başladı.

Parlaklık vardı güzellik vardı.

Sen gittiğinde ve meteor ufka

Dönüştüğünde, her şey simsiyah oldu.

Hiç bir şey değişmedi ama gözlerim ışık yüzünden

Kör olmuştu.

Artık yıldızları da göremiyordum.

Ve artık hiçbir şeyin anlamı yoktu…

 

 

 

-Romeo geri geldiğinde Paris’e ne olduğunu hatırladım. Sahne oldukça basitti. Kavga ederler. Paris yenilir.-

 

 

GECELERİ BURASI BU KADAR ZİFİRİ KARANLIK MI OLUYORDU. EMİNİM, DOĞANIN KANUNU OLARAK BİRAZ AY IŞIĞI BULUTLARDAN AŞAĞIYA DOĞRU SÜZÜLECEK VE AĞAÇLARIN GÖLGELERİNİN ARASINDAN YERE ULAŞACAKTI. AMA BU GECE DEĞİL. BU GECE GÖKYÜZÜ İNANILMAZ KARANLIKTI. BELKİ DE BU GECE AY DOĞMAMIŞTI, AY TUTULMUŞTU, YA DA YENİ AYDI.

 

Derin bir nefes aldım.

Doğruydu. O buradaydı, bana sarılmıştı.

Bu gerçek olduğu müddetçe her şeyle yüzleşebilirdim.

Omuzlarımı dikleştirdim ve alınyazıma doğru yürüdüm,

Kaderim yanımda duruyordu…

 

 

KÖTÜ KISMI KONTROL DIŞI HİSSETMEK. KENDİMDEN EMİN OLMADIĞIMI HİSSETMEK. TIPKI SENİN BENİM YAKINIMDA OLMAMAN GİBİ, TIPKI DİĞER HİÇ KİMSENİN OLMAMASI GİBİ

 

 

RUHUMU ALABİLİRSİN. SEN OLMADIĞIN SÜRECE ZATEN İHTİYACIM YOK. RUHUM ZATEN SENİN.

 

 

Seni istemediğimi söylemek hayatımda işlediğim en büyük günahtı

 

 

Aşkta mantık yoktur. Birini ne kadar çok severseniz, her şeyin daha az anlamı olur

 

 

Bir ışık geldi, sonra doğal olmayan bir esinti. Gözlerimi açtım. Minik üzüm asmasının üzerindeki yapraklar, onun hafif rüzgârıyla sallanıyordu.

Gitmişti.

Titreyen bacaklarla, bir faydası olmadığını bile bile, onu ormana doğru takip ettim. Patikadaki izi aniden yok oldu. Hiçbir ayak izi yoktu. Yapraklar artık kıpırdamıyordu ama yinede ormana doğru yürümeye devam ettim. Başka bir şey yapamazdım. İlerlemek zorundaydım. Eğer onu aramaya devam etmezsem her şey bitecekti.

Aşk, hayat… Bitecekti.

 

 

”Artık savaşmak istemiyordum. Bu, başımın dönmesinden, sağuktan ya da kol kaslarımın yorulmasından değildi. Artık biliyor olmasına seviniyordum. Bu karşılaştığım en güzel ölüm şekliydi. OLDUKÇA HUZUR DOLU.”

 

____________________

 

”Sen imkânsız birisin,” dedi ve sert, kızgın bir kahkaha attı.”Bana inanman için ne yapabilirim? Uyumuyorsun, ölmedin. Buradayım ve seni seviyorum. Seni her zaman sevdim ve hep seveceğim. Senden uzak olduğum her saniye, seni düşünüyordum, hayalimde yüzünü canlandırıyordum. Seni istemediğimi söylemek hayatımda işlediğim en büyük günahtı.”

 

Yaşayabilmek için tek bir şeye ihtiyacım vardı; onun var olduğunu bilmek

Hepsi bu kadar..

O var olduğu sürece diğer her şeye katlanabilirdim..

 

 

Zaman geçiyor. İmkansız göründüğü zaman bile. Hatta saatin her tik tak edişi insanın canını acıtsa da. Yavaş yavaş geçiyordu saniyeler. Yalpalayarak ve sessizlikler içinde sürünerek. Ama bir şekilde geçiyordu. Benim için bile.

 

 

Hayattan tek isteğim geçip gitmesiydi.

 

 

Onu düşünmemek için kendimi zorlasam da unutmaya zorlayamamıştım. Geceleri bitkin düşüp uyuduğum zamanlarda zihnimden kayıp giderse, diye korkuyordum. Aklım bir elek gibiydi ve gün gelecek onun gözlerinin rengini hatırlayamayacaktım, soğuk tenini veya sesinin dokusunu… Onu düşünemeyecektim ama bunları unutmamalıydım. Yaşayabilmek için tek bir şeye ihtiyacım vardı; onun var olduğunu bilmek. Hepsi bu kadar. O var olduğu sürece diğer her şeye katlanabilirdim.

 

 

Belki bir gün, yıllar sonra -eğer ki acı dayanabileceğim bir hale gelirse -onunla geçirdiğim zamana, hayatımın en güzel zamanı olarak bakabilecektim. Eğer acı bunu yapabileceğim ölçüde azalırsa, geçirdiğimiz vakit için minnet duyabilecektim. İstediğimden, hak ettiğimden daha fazlası… Belki bir gün bu şekilde düşünmeyi başarabilirdim.

 

 

Hayatımda daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemiştim. Son yedi ayın hiçbir anlamı yoktu. Ormanda söylediği sözler hiçbir anlam ifade etmiyordu. Ve beni istememesi umurumda bile değildi. Ondan başka bir şey istemiyordum.

 

 

Artık beni istiyor gibiydi ve bu, korkunç yeraltı tünelini ve bir de arkamızdan gelen serseri vampirleri unutmama yeterdi.(…)Fakat dudaklarının alnıma dokunduğunu hissedince bütün nedenleri bir köşeye bıraktım. En azından ölmeden önce tekrar onunla beraberdim. Bu onsuz, uzun bir yaşamdan daha iyiydi.

 

 

 

 

Eğer sen varsan..

Cennete ihtiyacım yok.

Dedim temiz bir son

Diye fısıldadım ama

Dudaklarım kıpırdamamıştı…

 

 

“…Sanki kaybolmuş bir ay gibiydim. Gezegenim büyük bir felakette yok olmuş ama buna rağmen geride kalan boş uzayda dar dairelerle yörünge çizmeye devam eden ve yerçekimi kanununu yok sayan bir ay.

 

 

”Yine alacakaranlık,”

Diye mırıldandı.

Başka bir son daha.

Günün ne kadar mükemmel olduğunun önemi yok,

Her zaman sona ermek zorunda.“

Bazı şeyler sona ermek zorunda değil,“

Diye mırıldandım.

Beni duymuyordu…

 

 

BEN ZANNETTİĞİN KADAR KUVVETLİ DEĞİLİM. DOĞRU VE YANLIŞ ARTIK BENİM İÇİN SONA ERMİŞTİ. ZATEN HER KOŞULDA SANA GERİ GELİYORDUM.

 

 

“Her şey yok olup sadece o kalsa, ben yine var olurdum; her şey yerinde kalsa ve o ortadan kaybolsa, evren bana tamamen yabancı olurdu.”

 

 

Eğer uzaklarda ya da başka bir bilinmeyen yere gidersem, onun gerçek olduğundan nasıl emin olabilirdim? Onu hayal edemediğim bir yerde inancım azalabilirdi… Ve ben bununla yaşayamayabilirdim.

Hatırlamanın yasak, unutmanın korkunç olduğu zor bir çizgide yürüyorum. ‘

 

 

”Sen imkânsız birisin,”

Senden uzak olduğum her saniye,

Seni düşünüyordum, hayalimde yüzünü

canlandırıyordum..

‘ Edward hafifçe kolumu sıktı. “Ben buradayım.”
Derin bir nefes aldım.
Doğruydu. Edward buradaydı, bana sarılmıştı.
Bu gerçek olduğu müddetçe her şeyle yüzleşebilirdim.
Omuzlarımı dikleştirdim ve alınyazıma doğru yürüdüm, kaderim yanımda duruyordu. ‘

 

 

Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar,
Ölümleri olur zaferleri,
Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi…

 

“Ama o…o gitti! Artık beni istemiyordu Şimdi ne farkı var ki? Eninde sonunda öleceğimi biliyordu!”
“Senden daha uzun yaşamayı planladığını zannetmiyorum,

 

 

“Ve buna karşılık bende sana bir söz vereceğim,” dedi. “Sana söz veriyorum ki bu beni son görüşün olacak. Geri gelmeyeceğim. Seni bir daha böyle bir duruma sokmayacağım. Hayatına bundan sonra bensiz devam edeceksin. Sanki hiç var olmamışım gibi.”

 

 

BAZEN SADAKAT YAPMAK İSTEDİKLERİNİN ÖNÜNE GEÇER. BAZEN ANLATACAĞIN ŞEY SENİN SIRRIN DEĞİLDİR.

 

 

Ama yapabilir miydim? Acaba olmayan kalbime, değersiz hayatımı kurtarmak için, ihanet edebilir miydim? Başımı çevirmeyi düşündüğümde midemde kelebekler uçuşuyor gibi oldu. Ve sonra sanki bir tehlike içerisindeymişim gibi, Edward’ın kadifemsi sesini duydum. “MUTLU OL”.

 

 

Henüz onun konuşmasına izin veremezdim. Konuşmaya başlayıp, hayatımda  geriye kalan parçaları da yıkıp yok etmesinden önce  birkaç saniyeye ihtiyacım vardı.

 

 

___________________________________________

 

Uyanıktım ve acıyı hissedebiliyordum. Bununla yaşayabilirdim. Acı beni güçsüzleştirmemiş aksine daha da güçlendirmişti

 

 

Vücudumda hissettiğim en yoğun duygu, ferahlamaydı. Onu düşünmemek için kendimi zorlasam da, unutmaya zorlayamamıştım.

 

 

Bir ışık geldi, sonra doğal olmayan bir esinti. Gözlerimi açtım. Minik üzüm asmasının üzerindeki yapraklar, onun hafif rüzgârıyla sallanıyordu.
Gitmişti.
Titreyen bacaklarla, bir faydası olmadığını bile bile, onu ormana doğru takip ettim. Patikadaki izi aniden yok oldu. Hiçbir ayak izi yoktu. Yapraklar artık kıpırdamıyordu ama yinede ormana doğru yürümeye devam ettim. Başka bir şey yapamazdım. İlerlemek zorundaydım. Eğer onu aramaya devam etmezsem her şey bitecekti.
Aşk, hayat… Bitecekti.

 

 

“Ah anlıyorum…” “Bella?” “Beni seviyorsun!” dedim şaşırmış bir biçimde… “Gerçekten seviyorum” dedi. o an kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oldu… GERÇEKTEN O DA BENİM ONU İSTEDİĞİM GİBİ İSTİYORDU… Benim hayatımı bitirmek istemiyordu… İşte bu yüzden beni bırakmıştı… Ama unuttuğu bir şey vardı…”ONSUZ BİR HAYATTA YAŞAMAKTANSA ÖLMEYİ TERCİH EDECEĞİMİ ATLAMIŞTI

 

 

CENNETTEYDİM; CEHENNEMİN ORTASINDA BİR CENNET

 

 

‘Soluğunun balını çeken ölümün gücü, yetmemiş güzelliğini almaya

 

 

‘Artık savaşmak istemiyordum. Bu, başımın dönmesinden, soğuktan ya da kol kaslarımın yorulmasından değildi. Artık biliyor olmasına seviniyordum. Bu karşılaştığım en güzel Ölüm şekliydi. OLDUKÇA HUZUR DOLU.”

 

 

_____________________________

Hatta bahse girerim ölü de olsam bilirdim. Bu ses için yangının içinden yürüyerek geçerdim ya da biraz daha az dramatize edeyim, soğuk ve hiç durmayan yağmurun altında çamurdan yürürdüm.

 

 

Dayanılmaz derecede sevimli ve sonsuza kadar on yedi yaşında.

 

 

Bayıldığımı ümit ediyordum ama maalesef şuurum hala yerindeydi. Acı dalgası gittikçe yayılıyordu.
Ayağa kalkamıyordum.

 

 

Onu düşünmemek için kendimi zorlasam da unutmaya zorlayamamıştım. Geceleri bitkin düşüp uyuduğum zamanlarda zihnimden kayıp giderse, diye korkuyordum. Aklım bir elek gibiydi ve gün gelecek onun gözlerinin rengini hatırlayamayacaktım, soğuk tenini veya sesinin dokusunu… On düşünemeyecektim ama bunları unutmamalıydım. Yaşayabilmek için tek bir şeye ihtiyacım vardı; onun var olduğunu bilmek. Hepsi bu kadar. O var olduğu sürece diğer her şeye katlanabilirdim.

 

 

Belki bir gün, yıllar sonra -eğer ki acı dayanabileceğim bir hale gelirse- onunla geçirdiğim zamana, hayatımın en güzel zamanı olarak bakabilecektim. Eğer acı bunu yapabileceğim ölçüde azalırsa, geçirdiğimiz vakit için minnet duyabilecektim. İstediğimden, hak ettiğimden daha fazlası… Belki bir gün bu şekilde düşünmeyi başarabilirdim.

 

 

Cidden Bella olmadığına emin misin?” Yaprakkurusu rengindeki kolunu benimkinin yanına uzattı. Fark pek de iç açıcı değildi. “Senden daha solgun birisini görmedi… Aslında şey hariç-” Sonra bir an sustu ve uzaklara baktı.
“Ee sürecek miyiz?”
“Haydi, o zaman,”dedim heyecanla. Yarım dakika öncesinden daha hevesliydim. Yarım kalmış cümlesi, bana neden burada olduğumu hatırlatmıştı.

 

 

Edward’ın sesi bana geri gelmişti ama bu onun zihnimde yankılanan mükemmel sesi değildi. Sadece hafızamın zayıf, tekdüze sesiydi. Ama kelimeler göğsümü delmek için yeterliydiler. Beni sevmesi için her şeyi vereceğim kelimeler.

 

 

Onu görünce, hayallerimde bir eksiklik olduğunu ve Edward’a karşı hiç adil davranmadıklarını fark ettim.

 

Hayatımda daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemiştim. Son yedi ayın hiçbir anlamı yoktu. Ormanda söylediği sözler hiçbir anlam ifade etmiyordu. Ve beni istememesi umurumda bile değildi. Ondan başka bir şey istemiyordum.

 

 

Artık beni istiyor gibiydi ve bu, korkunç yeraltı tünelini ve bir de arkamızdan gelen serseri vampirleri unutmama yeterdi.(…)Fakat dudaklarının alnıma dokunduğunu hissedince bütün nedenleri bir köşeye bıraktım. En azından ölmeden önce tekrar onunla beraberdim. Bu onsuz, uzun bir yaşamdan daha iyiydi.

 

 

Omuzlarını silkti. “Tabii.” dedi hala sıradan şekilde. “Üzerinde çok güzel durdu.”
Yüzeyin hemen altında alev alev yanan duyguyu çözmeye çalışarak gözlerine baktım. O da bana baktı ve yalandan kayıtsızlığı aniden kayboldu. Yüzü parıldıyordu – melek yüzü neşe ve zaferle ışıl ışıldı. O kadar muhteşemdi ki, nefesimi kesti.

 

 

Kotunun cebinden yüzüğü çıkarıp parmağıma taktı. Muhtemelen sonsuza kadar kalacağı yere.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s